Makaleler

Daha fazla bilgi için,
lütfen bizimle iletişime geçin


LL.M., Ortak Avukat

Vesting Sözleşmeleri: Şarta Bağlı Pay Edinimi, Hukuki Sınırlar ve Uygulama Riskleri

*Av. Sibel ÖZTÜRK, Öğr. Stj. Av. Şenay ULUTAŞ

Giriş

Vesting (hak ediş) sözleşmeleri, modern şirket yapılanmalarında yalnızca bir teşvik aracı değil; ortaklık yapısının dengesi, kontrol ilişkileri ve yatırımcı güveni üzerinde doğrudan etkili olan stratejik bir hukuki enstrümandır. Özellikle start-up ekosisteminde kurucuların ve kilit çalışanların şirkete uzun vadeli bağlılığını sağlamak amacıyla kullanılan bu mekanizma, doğru kurgulandığında sürdürülebilir büyümeyi desteklemekte; hatalı tasarlandığında ise ciddi hukuki ihtilaflara zemin hazırlayabilmektedir.

Türk hukukunda vesting doğrudan düzenlenmiş bir kurum olmamakla birlikte, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde sözleşme serbestisi kapsamında uygulanabilmektedir. Bununla birlikte, bu sözleşmelerin mülkiyet hakkı, pay devri rejimi ve cezai şart hükümleri bakımından dikkatli ve dengeli bir şekilde yapılandırılması zorunludur.

I. Vesting Kavramı ve Hukuki Niteliği

Vesting, belirli bir süre, performans veya sözleşmede öngörülen diğer şartların gerçekleşmesine bağlı olarak pay edinimini öngören bir mekanizmadır. Bu yapıda hak sahipliği, sözleşmenin imzalanmasıyla değil, şartların gerçekleşmesiyle doğmaktadır.

Türk hukuku bakımından vesting mekanizması;

  • geciktirici şarta bağlı borç ilişkisi, 
  • geri alım hakkı ile sınırlandırılmış pay devri, 
  • ya da pay edinim opsiyonu doğuran bir sözleşme 

olarak kurgulanabilmektedir.

Bu çerçevede, payın baştan devredilip geri alım hakkına bağlanması ile pay ediniminin tamamen şarta bağlanması arasında yapılacak ayrım, sözleşmenin hukuki niteliği ve sonuçları bakımından belirleyicidir.

II. Vesting Sözleşmelerinin Amacı ve Fonksiyonu

Vesting sözleşmelerinin temel amacı, bireysel menfaatler ile şirketin uzun vadeli hedefleri arasında uyum sağlamaktır. Bu sözleşmeler aracılığıyla;

  • erken ayrılmaların önüne geçilmekte, 
  • şirketin pay yapısı korunmakta, 
  • yatırımcı açısından kurucu riski azaltılmaktadır. 

Bunun ötesinde vesting mekanizması, şirket kontrolünün hangi koşullar altında ve kimde kalacağını belirleyen bir yapı niteliği de taşımaktadır. Bu yönüyle vesting sözleşmeleri, yalnızca teşvik edici bir araç değil; aynı zamanda kurumsal yönetim ve ortaklık dengesi bakımından belirleyici bir rol üstlenmektedir.

III. Vesting Modelleri

A. Zamana Dayalı Vesting

Bu modelde hak ediş, belirli bir süre boyunca kademeli olarak gerçekleşmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan türleri;

  • kademeli (graded) vesting, 
  • bekleme süreli (cliff) vesting, 
  • sona ağırlıklı (back-weighted) vesting 

şeklindedir.

Özellikle cliff mekanizması, kısa süreli katkı sağlayan kişilerin ortaklık yapısına dahil olmasını engelleyen önemli bir koruma işlevi görmektedir.

B. Performansa Dayalı Vesting

Bu modelde hak ediş, belirli performans kriterlerinin gerçekleşmesine bağlanmaktadır. Bu kapsamda, performans ölçütlerinin açık, ölçülebilir ve denetlenebilir şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde sözleşme, taraflar arasında ciddi yorum ve uygulama uyuşmazlıklarına yol açabilmektedir.

C. Reverse Vesting

Reverse vesting modelinde paylar başlangıçta devredilmekte; ancak bu paylar şirketin geri alım hakkı ile sınırlandırılmaktadır. Kurucunun belirlenen süre dolmadan ayrılması halinde, şirketin henüz hak edilmemiş payları geri alabilmesi mümkün olmaktadır.

Bu yapı, özellikle yatırımcılar bakımından güven sağlayan bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır.

D. Karma Vesting

Zamana dayalı ve performansa dayalı unsurların birlikte kullanıldığı bu model, sadakat ile performans arasında denge kuran bir yapı sunmaktadır. Uygulamada özellikle üst düzey yöneticiler ve kurucu ekipler bakımından tercih edilmektedir.

IV. Good Leaver / Bad Leaver Ayrımı

Vesting sözleşmelerinde ayrılma senaryolarına bağlı olarak hakların akıbetini belirleyen good leaver ve bad leaver ayrımı kritik öneme sahiptir.

Good leaver kapsamında değerlendirilen durumlarda, hak kazanılmış payların korunması ve henüz hak edilmemiş payların makul koşullarla geri alınması söz konusu olmaktadır.

Buna karşılık bad leaver durumlarında, sözleşmeye bağlı olarak hem hak edilmiş hem de hak edilmemiş payların geri alınması gündeme gelebilmektedir.

Bu noktada, söz konusu düzenlemelerin hukuki niteliği önem taşımaktadır. Özellikle bad leaver hükümlerinin cezai şart niteliği taşıyıp taşımadığı ve ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığı, sözleşmenin geçerliliği bakımından belirleyici olmaktadır.

V. Hukuki Sınırlar ve Geçerlilik Sorunları

Vesting sözleşmeleri sözleşme serbestisi kapsamında kurulabilmekle birlikte, bazı temel hukuki sınırlara tabidir.

Öncelikle, aşırı ağır ve orantısız yükümlülükler içeren hükümler, Türk Borçlar Kanunu’nun emredici hükümleri ve özellikle cezai şartın tenkisine ilişkin düzenlemeler çerçevesinde geçersizlik riski doğurabilmektedir.

Bunun yanı sıra, pay sahipliğine ilişkin tasarruf yetkisinin aşırı ölçüde sınırlandırılması, mülkiyet hakkının özüne müdahale olarak değerlendirilebilecektir.

Ayrıca, vesting süresinin dolmasına yakın bir aşamada, sözleşmesel düzenlemelerin kötüye kullanılması suretiyle kişinin bad leaver statüsüne sokulması, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacaktır.

Son olarak, vesting yapısının Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen pay devri rejimi ile uyumlu şekilde kurgulanması gerekmektedir. Aksi halde pay devrine ilişkin işlemler şirket nezdinde hüküm doğurmayabilecektir.

VI. Vergisel Boyut

Vesting kapsamında elde edilen menfaatler, Türk vergi mevzuatı çerçevesinde çoğu durumda ücret geliri olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, hak ediş anında ortaya çıkan ekonomik değer üzerinden gelir vergisi yükümlülüğü doğabilmektedir.

Bu durum, özellikle payların henüz nakde çevrilmediği hallerde, uygulamada “dry tax” olarak adlandırılan ve önemli likidite sorunlarına yol açabilen bir risk doğurmaktadır.

VII. Türk Hukukunda Vesting Uygulaması

Türk hukukunda vesting sözleşmelerine ilişkin doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte, çeşitli mevzuat hükümleri dolaylı hukuki zemin oluşturmaktadır.

Bu kapsamda;

*Türk Ticaret Kanunu’nun 379. maddesi (kendi paylarını iktisap), 

*380. maddesi (finansal yardım sınırlamaları), 

*463. maddesi (şarta bağlı sermaye artırımı), 

*Türk Borçlar Kanunu’nun 403. maddesi (kârdan pay verilmesi) 

vesting mekanizmasının uygulanmasına imkân tanıyan düzenlemeler arasında yer almaktadır.

Uygulamada ise vesting planlarının önemli bir kısmı, yurt dışı merkezli şirketler üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, özellikle vergisel yükümlülükler ve sözleşme hukuku bakımından ek değerlendirme gerektirmektedir.

Sonuç

Vesting sözleşmeleri, şirketlerin sürdürülebilir büyümesini destekleyen ve yatırımcı güvenini güçlendiren önemli bir hukuki araçtır. Bununla birlikte, bu mekanizma yalnızca ticari bir teşvik modeli olarak değil; mülkiyet hakkı, pay devri rejimi ve sözleşme hukuku ilkeleri çerçevesinde dikkatle yapılandırılması gereken bir sistem olarak ele alınmalıdır.

Özellikle bad leaver hükümleri, geri alım mekanizmaları ve vergisel sonuçlar bakımından yapılacak hatalı kurgular, şirket içi uyuşmazlıklara ve önemli hukuki risklere yol açabilecektir. Bu nedenle vesting sözleşmelerinin, her somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle tasarlanması büyük önem taşımaktadır.