Makaleler

Daha fazla bilgi için,
lütfen bizimle iletişime geçin


Kurucu Ortak Avukat

Rekabetçi Sürecin Korunması ile Ticari Güven Düzeni Arasında: Rekabet Hukuku ve Haksız Rekabetin Sistematik Ayrımı

Av. Yakup ERİKEL, Öğr. Stj. Av. Şenay ULUTAŞ

Giriş 

Rekabet, piyasa ekonomisinin işleyişini sağlayan temel mekanizma olmakla birlikte, hukuk düzeni açısından yalnızca ekonomik bir yarış olgusundan ibaret değildir. Rekabet, hem piyasa yapısının sürdürülebilirliği hem de ticari ilişkilerde güven ve dürüstlük düzeninin korunması bakımından kamusal değer taşıyan bir olgudur.

Türk hukukunda bu koruma iki ayrı normatif düzlemde inşa edilmiştir. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, rekabetçi sürecin ve piyasa yapısının korunmasına yönelik kamu hukuku ağırlıklı bir müdahale rejimi kurar. Türk Ticaret Kanunu’nun 54 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümleri ise ticari davranışların dürüstlük kuralına uygunluğunu esas alır ve ticari güveni korumayı amaçlar.

Her iki alan, aynı ekonomik gerçeklikten hareket etmekle birlikte farklı koruma mantıklarına dayanır. Rekabet hukuku piyasa yapısını ve rekabetçi süreci merkeze alırken; haksız rekabet hukuku ticari davranışın dürüstlüğünü ve güven ilişkisini esas alır. Bu ayrım, yalnızca teorik değil; uygulamada doğru hukuki testin ve doğru merciin belirlenmesi bakımından belirleyicidir.

I. Anayasal Zemin: Ekonomik Özgürlük ve Rekabetin Kamusal Korunması

Anayasa’nın 48. maddesi çalışma ve sözleşme özgürlüğünü güvence altına alır. Bu hüküm, ekonomik faaliyetin serbestçe yürütülmesini temel hak düzeyinde tanır. Ancak ekonomik özgürlük, sınırsız bir alan yaratmaz; hukuki sınırları içinde anlam kazanır.

Anayasa’nın 167. maddesi ise devlete, piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayacak tedbirleri alma, tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme yükümlülüğü yükler. Bu hüküm, rekabetin korunmasını kamusal bir görev olarak konumlandırır.

Bu iki anayasal düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, Türk hukuk düzeninin rekabeti iki katmanlı biçimde ele aldığı görülür:

  • 48. madde ekonomik faaliyetin özgürlük alanını tanımlar.
  • 167. madde bu özgürlüğün rekabetçi piyasa düzeni içinde korunmasını kamusal görev haline getirir.

Rekabet hukuku, anayasanın 167. maddesinin kurumsal yansımasıdır. Haksız rekabet hükümleri ise 48. maddede güvence altına alınan ekonomik özgürlüğün dürüstlük sınırını belirler. Böylece biri piyasa yapısını, diğeri ticari davranışın normatif sınırlarını düzenleyen tamamlayıcı ama farklı iki koruma katmanı ortaya çıkar.

II. Rekabet Hukuku: Rekabetçi Sürecin ve Piyasa Yapısının Korunması

Rekabet hukuku, belirli bir teşebbüsün menfaatini değil, rekabetçi sürecin kendisini korur. Korunan hukuki menfaat, piyasanın bütününde etkin rekabetin sürdürülebilirliğidir.

4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirme, ekonomik etki analizi üzerine kuruludur. İnceleme şu unsurlar etrafında şekillenir:

  • İlgili pazarın tanımı
  • Pazar gücü ve hâkim durum analizi
  • Rekabetçi parametreler üzerindeki etki
  • Dışlayıcı veya sınırlayıcı sonuçların varlığı

Bu çerçevede başlıca müdahale alanları:

  • Rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar ve uyumlu eylemler
  • Hâkim durumun kötüye kullanılması
  • Rekabeti önemli ölçüde azaltabilecek birleşme ve devralmalar

Rekabet hukuku, kamu otoritesi tarafından yürütülen idari soruşturma ve yaptırım mekanizmasına dayanır. Bununla birlikte Kanun, zarar görenlerin tazminat talebinde bulunmasına da imkân tanır. Dolayısıyla bu alan, kamusal denetim ile özel hukuk sonuçlarını bir arada barındıran karma bir yapı gösterir.

Belirleyici olan husus, davranışın “haksız” olup olmadığı değil; rekabetçi süreci ve piyasa yapısını kayda değer ölçüde etkileyip etkilemediğidir.

III. Haksız Rekabet Hukuku: TTK Sistematiği İçindeki Konumu ve Koruma Mantığı

Haksız rekabet hükümleri, Türk Ticaret Kanunu’nun ticari işletme sistematiği içinde yer alır. Bu konum tesadüfi değildir. Haksız rekabet, genel bir haksız fiil sorumluluğu değil; ticari faaliyet bağlamında dürüstlük kuralına aykırı davranışlara özgü özel bir sorumluluk rejimidir.

TTK m.54’te düzenlenen amaç, “bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır.” Buradaki “bozulmamış rekabet” ifadesi, rekabet hukukundaki piyasa yapısı analizinden farklıdır. Haksız rekabet hukuku:

  • Aldatıcı ve yanıltıcı davranışları
  • Rakibin emek ve yatırımından haksız yararlanmayı
  • Ticari itibara saldırıyı
  • İş ürünlerinin taklidini
  • Dürüstlük kuralına aykırı satış ve pazarlama yöntemlerini

normatif ölçütler çerçevesinde değerlendirir.

Korunan hukuki menfaat yalnızca bireysel ticari çıkar değildir. Ticari hayatın bütününde güven ve dürüstlük düzeninin korunması esastır. Bu yönüyle haksız rekabet hukuku, ticari yaşamın normatif sınırlarını belirler.

Uyuşmazlıklar adli yargıda görülür ve başlıca yaptırımlar:

  • Tespit
  • Men
  • Düzeltme
  • Maddi ve manevi tazminat

şeklinde ortaya çıkar.

Belirleyici ölçüt, ekonomik etki değil; dürüstlük kuralına aykırılıktır.

IV. Temel Ayrım: Amaç, Korunan Menfaat ve Değerlendirme Testi

İki alan arasındaki ayrım üç temel eksende netleşir:

1. Amaç

Rekabet hukuku → rekabetçi süreci ve piyasa yapısını korur.

Haksız rekabet hukuku → ticari dürüstlüğü ve güven düzenini korur.

2. Korunan menfaat

Rekabet hukuku → kamu yararı ve piyasa düzeni.

Haksız rekabet hukuku → rakipler, müşteriler ve ticari düzenin bütününde güven.

3. Analiz yöntemi

Rekabet hukuku → ekonomik etki ve piyasa analizi.

Haksız rekabet hukuku → normatif değerlendirme ve dürüstlük testi.

Bu nedenle “iki alan aynı amaca hizmet eder” şeklindeki genellemeler teknik olarak isabetli değildir. Aralarında tamamlayıcılık bulunmakla birlikte, hukuki testler ve müdahale eşikleri farklıdır.

V. Kesişim Alanları ve Birlikte Uygulanabilirlik

Bazı ticari davranışlar her iki rejimin de ilgi alanına girebilir. Ancak bu durum, otomatik olarak iki ihlalin birlikte varlığı anlamına gelmez.

Örneğin:

  • Yıkıcı fiyatlama iddiası, rekabet hukuku bakımından hâkim durum ve dışlayıcı etki analizi gerektirir. Hâkim durum yoksa rekabet hukuku ihlali oluşmayabilir. Aynı davranış, dürüstlük kuralına aykırılık kapsamında haksız rekabet olarak incelenebilir.
  • Boykot niteliğindeki davranışlar, rekabet hukuku bakımından anlaşma veya hâkim durumun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilebilirken; ticari ilişkileri bozucu uygulama olarak haksız rekabet hükümlerine de konu olabilir.

Hakların yarışması ancak her iki rejimin şartları da somut olayda gerçekleştiğinde söz konusu olur. Bir yolun işletilememesi, diğer yolun da kapalı olduğu anlamına gelmez.

Bu noktada kritik olan, davranışın etiketi değil; unsurlarıdır. Pazar gücü var mı? Koordinasyon mevcut mu? Rekabetçi süreç etkilenmiş mi? Dürüstlük kuralı ihlal edilmiş mi? Hukuki strateji bu sorular üzerinden kurulmalıdır.

VI. İçtihat Perspektifi: Testlerin Fiilen Ayrıştığı Alan

Uygulamada ayrımın somutlaştığı yer, yargı ve idari yargı denetimidir.

Yargıtay, haksız rekabet uyuşmazlıklarında değerlendirmeyi çoğunlukla dürüstlük kuralı ve objektif iyiniyet ölçütü çerçevesinde kurar. İnceleme, ekonomik etki analizinden ziyade aldatıcılık, yanıltıcılık ve ticari güvenin zedelenmesi unsurlarına odaklanır.

Danıştay denetiminde ise rekabet hukuku kararları, ilgili pazar tespiti, pazar gücü, etki analizi ve gerekçelendirme yükümlülüğü ekseninde incelenir. Burada belirleyici olan normatif değil, ekonomik temelli bir testtir.

Bu içtihat çizgisi, iki alanın farklı değerlendirme metodolojilerine dayandığını uygulama düzeyinde teyit etmektedir.

Sonuç

Rekabet hukuku ile haksız rekabet hukuku, aynı ekonomik zeminde işleyen ancak farklı koruma mantıklarına sahip iki ayrı normatif rejimdir. Rekabet hukuku, rekabetçi süreci ve piyasa yapısını korur. Haksız rekabet hukuku, ticari davranışın dürüstlük sınırlarını çizer. Bu ayrım teorik bir sınıflandırma değil; uygulamada doğru hukuki testin ve doğru merciin belirlenmesi bakımından belirleyicidir.

Kesişim durumlarında sağlıklı yaklaşım, “aynı davranış iki rejimi de ihlal eder” varsayımından hareket etmek değil; her bir rejimin şartlarını ayrı ayrı test etmektir. Hukuki nitelendirme, başvurulan merciyi değil; uygulanacak testin niteliğini belirler. Bu metodolojik ayrım doğru kurulmadığı takdirde, yanlış merciye başvuru, usulî zaman kaybı ve hak kaybı riski doğabilir. Doğru kurulduğunda ise hem hukuki güvenlik hem de etkin başvuru stratejisi sağlanmış olur.