Av. Sibel ÖZTÜRK, Öğr. Stj. Av. Şenay ULUTAŞ
Giriş
Rekabet Kurulu kararları, 4054 sayılı Kanun’un öngördüğü idari yaptırım sisteminin merkezinde yer alan; çoğu zaman yüksek tutarlı idari para cezaları, davranışsal yükümlülükler ve piyasa yapısına etki eden sonuçlar doğuran nihai idari işlemlerdir. Bu niteliğiyle Kurul kararları, yalnızca ilgili teşebbüslerin hukuki durumunu belirlemekle kalmaz; aynı zamanda ekonomik faaliyetlerin öngörülebilirliği, rekabet düzeninin istikrarı ve idarenin düzenleyici işlevinin meşruiyeti bakımından da önemli bir referans çerçevesi oluşturur. Dolayısıyla Kurul kararlarına karşı başvuru yollarının doğru konumlandırılması, teknik bir usul tartışması olmanın ötesinde, hukuk devleti ilkesinin rekabet hukuku alanındaki somut görünüm alanlarından biridir.
Bu çerçevede 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi, “Üst makamlara başvurma” başlığı altında, ilgililere idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle idareye başvurma imkânı tanımaktadır. İYUK m. 11’in rekabet hukuku bakımından dikkat çekici yönü, Kurul kararlarının çoğu durumda hiyerarşik anlamda bir “üst makam” denetimine tabi olmaması nedeniyle, bu başvurunun fiilen işlemi tesis eden Kurul nezdinde işletilmesidir. Bu durum, m. 11’in teorik olarak “idari iç denetim” mekanizması olarak tasarlanan işlevi ile Kurul kararlarının nihailiği arasındaki ilişkiyi, uygulamada daha hassas bir alana taşımaktadır.
Rekabet hukuku uygulamasında İYUK m. 11 başvuruları, kimi zaman kararın dayandığı olgusal çerçevede ortaya çıkan yeni unsurların değerlendirilmesi, kimi zaman karar metnindeki maddi/hukuki hataların giderilmesi veya gerekçelendirme ve usule ilişkin iddiaların idare tarafından yeniden ele alınması amacıyla gündeme gelebilmektedir. Bununla birlikte m. 11 mekanizmasının, yeni ve bağımsız bir soruşturma süreci başlatan ya da yargısal denetimin yerini alan bir “itiraz yolu” olarak görülmesi isabetli değildir. Esas mesele; m. 11 başvurusu üzerine yapılacak yeniden değerlendirmenin kapsamının nerede başlayıp nerede sona erdiği, bu süreçte hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerinin nasıl korunacağı ve özellikle yaptırım doğuran kararlar bakımından savunma hakkı gibi usul güvencelerinin hangi koşullarda devreye gireceğidir.
Bu makale, Rekabet Kurulu kararlarına karşı İYUK m. 11 kapsamında yapılan başvuruları; (i) m. 11’in normatif çerçevesi ve Kurul kararları bağlamındaki konumu, (ii) yeniden değerlendirme yetkisinin sınırları ile usul güvenceleri, (iii) yargısal denetimin niteliği ve gerekçelendirme yükümlülüğü eksenlerinde ele almakta; böylece m. 11 başvuru yolunun uygulamadaki işlevinin, risklerinin ve stratejik değerinin nesnel ve sistematik bir değerlendirmesini sunmayı amaçlamaktadır.
I. İYUK m. 11’in Hukuki Niteliği ve Rekabet Hukukundaki Konumu
1. Normatif Çerçeve: “Üst Makamlara Başvurma”
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi, “Üst makamlara başvurma” başlığını taşımakta olup, ilgililere idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle idareye başvurma imkânı tanımaktadır.
Madde metni uyarınca bu başvuru, kural olarak üst makama; üst makam bulunmadığı hallerde ise işlemi tesis eden makama yöneltilir ve idari dava açma süresi içinde yapılmak zorundadır.
Madde hükmü şu düzenlemeyi içermektedir:
“İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.
Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.
İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.”
Bu düzenleme, m. 11’in klasik anlamda bir “itiraz” yolu olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Burada öngörülen mekanizma, idari işlemin hiyerarşik yapı içinde yeniden değerlendirilmesine imkân tanıyan bir iç denetim yoludur.
İYUK m. 11, idari işlemin kesinleşmesini engelleyen ya da işlemi askıya alan bir sistem kurmaz; buna karşılık, dava öncesinde idareye kendi işlemini hukuka uygunluk bakımından gözden geçirme fırsatı tanır. Bu yönüyle hüküm, hem idari uyuşmazlıkların dava yoluna gitmeden çözülebilmesini teşvik eden hem de dava açma süresi rejimi ile doğrudan bağlantılı olan teknik bir usul kurumudur.
2. Usul Rejimi ve Süre Mekanizması
İYUK m. 11 başvurusu zorunlu bir idari başvuru yolu değildir. İlgililer dilerse doğrudan yargı yoluna başvurabilir; m. 11 başvurusu bir dava şartı niteliği taşımaz.
Bununla birlikte hükmün uygulama bakımından en kritik yönü, dava açma süresi üzerindeki etkisidir. Başvuru, idari dava açma süresi içinde yapılmalıdır. Süre geçirildikten sonra yapılan bir başvurunun süre durdurucu etkisi bulunmaz.
Başvuru ile birlikte işlemeye başlamış olan dava açma süresi durur. Otuz gün içinde açık bir cevap verilmezse istem zımnen reddedilmiş sayılır. Açık ret veya zımni ret hâlinde dava açma süresi kaldığı yerden yeniden işlemeye başlar; başvuru tarihine kadar geçen süre hesaba katılır.
Bu yapı, m. 11’i salt bir başvuru yolu olmaktan çıkararak dava süresi rejiminin parçası hâline getirmektedir. Başvurunun hukuki etkisi, yalnızca idarenin değerlendirme yetkisiyle değil, süre yönetimi bakımından da doğrudan sonuç doğurur.
3. “Üst Makam” Meselesi ve Rekabet Kurulu Bağlamı
Madde başlığında açıkça ifade edildiği üzere başvuru, kural olarak üst makama yöneltilir. Ancak hiyerarşik yapı içinde üst makam bulunmaması hâlinde, başvuru işlemi tesis eden makama yapılır.
Rekabet Kurulu kararları bakımından bu husus özel bir önem taşır. Kurul kararları nihai idari işlem niteliğindedir ve Kurul’un hiyerarşik anlamda bir “üst makamı” bulunmamaktadır. Bu nedenle İYUK m. 11 başvuruları doğrudan Kurul’a yöneltilmektedir.
Ancak bu durum, Kurul’un kararını sınırsız biçimde yeniden ele alabileceği anlamına gelmez. Madde 11 çerçevesinde yapılacak değerlendirme:
Dolayısıyla m. 11 başvurusu, Kurul’un takdir yetkisini ortadan kaldıran ya da yargısal denetimin yerini alan bir araç değildir. Bu mekanizma, idarenin kendi işlemini hukuka uygunluk bakımından yeniden gözden geçirmesine imkân tanıyan sınırlı bir iç denetim yoludur.
4. İdarenin Geri Alma ve Değiştirme Yetkisi: Hukuki Güvenlik ile Denge
İYUK m. 11, idarenin işlemini kaldırma, geri alma, değiştirme veya yeni bir işlem tesis etme yetkisini tanımaktadır. Bu yetki, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak hukuka aykırı işlemlerin idarece düzeltilmesini mümkün kılar.
Bununla birlikte idarenin geri alma ve değiştirme yetkisi mutlak değildir. Bu yetkinin kullanımı:
ilkeleri ile dengelenmek zorundadır.
Özellikle idari para cezası içeren rekabet hukuku kararlarında, yeniden değerlendirme sürecinin öngörülebilir ve usule uygun yürütülmesi yalnızca idarenin takdir yetkisi meselesi değildir; aynı zamanda temel usul güvencelerinin doğal bir sonucudur.
Bu nedenle m. 11 başvurusu, idari işlemi sınırsız biçimde yeniden kurma imkânı değil; hukuka uygunluk çerçevesinde teknik ve sınırlı bir düzeltme mekanizması olarak anlaşılmalıdır.
II. İYUK m. 11 Başvurularında Yeniden Değerlendirme Yetkisinin Sınırları ve Usul Güvenceleri
İYUK m. 11 kapsamında yapılan başvuru, idari işlemin hukuka uygunluğunun aynı idare tarafından yeniden incelenmesine imkân tanır. Ancak bu imkân, idareye sınırsız bir tasarruf alanı tanıyan bir “ikinci karar verme” yetkisi anlamına gelmez. Hukuk devleti ilkesinin doğal sonucu olarak, idarenin kendi işlemini gözden geçirme yetkisi; hukuki güvenlik, idari istikrar, ölçülülük ve savunma hakkı ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Özellikle yaptırım içeren rekabet hukuku kararları bakımından, yeniden değerlendirme süreci yalnızca teknik bir usul imkânı değil; aynı zamanda anayasal düzeyde korunan adil idari usul güvenceleri çerçevesinde ele alınması gereken bir alandır.
1. Yeniden Değerlendirme ile Yeni İşlem Arasındaki Ayrım
İYUK m. 11 başvurusu üzerine yapılacak inceleme, kural olarak mevcut işlemin hukuka uygunluk yönünden gözden geçirilmesidir. Madde metninde yer alan “yeni işlem tesis edilmesi” ibaresi, önceki işlemden tamamen kopuk, bağımsız ve kapsamı belirsiz bir idari tasarruf anlamına gelmez. Yeniden değerlendirme, başvuruya konu işlemle maddi ve hukuki bağını korumak zorundadır.
Bu çerçevede idarenin yetkisi;
imkânlarını içerir. Ancak bu yetki, ilk kararın kapsamını sınırsız biçimde genişletme veya başvuru vesilesiyle yeni bir soruşturma süreci başlatma anlamına gelmez.
Rekabet Kurulu kararları bakımından bu ayrım daha da belirgindir. Kurul’un m. 11 başvurusu üzerine yapacağı değerlendirme:
Aksi yöndeki bir yaklaşım, m. 11 başvurusunu idari istikrarı zedeleyen ve öngörülemez sonuçlar doğuran bir araca dönüştürme riski taşır.
2. Hukuki Güvenlik ve İdari İstikrar İlkesi
İdari işlemlerin geri alınması ve değiştirilmesi, idare hukukunda istisnai nitelikte bir yetkidir. Hukuki güvenlik ilkesi, idarenin tesis ettiği işlemlerin belirli bir aşamadan sonra öngörülebilirlik kazanmasını ve muhatapların hukuki durumlarının belirsizlik içinde bırakılmamasını gerektirir.
Rekabet Kurulu kararları çoğu zaman yüksek tutarlı idari para cezaları ve piyasaya etki eden sonuçlar doğurduğundan, bu kararların sonradan değiştirilebilmesi hususunda daha hassas bir denge gözetilmelidir.
Bu bağlamda m. 11 başvurusu üzerine yapılacak bir değişiklik:
İdarenin hukuka açık aykırılıkları gidermesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir; ancak bu yetkinin kullanımı, idari istikrar ilkesini bertaraf edecek ölçüde geniş yorumlanamaz.
3. Savunma Hakkı ve Aleyhe Değişiklik Sorunu
Rekabet hukuku kararları, cezalandırıcı nitelik taşıyan idari yaptırımlar içerebildiğinden, savunma hakkı yalnızca soruşturma aşamasında değil; kararın yeniden değerlendirilmesi sürecinde de gözetilmesi gereken temel bir usul güvencesidir.
İYUK m. 11 başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucunda:
ilgili teşebbüse savunma imkânı tanınması, adil idari usulün zorunlu bir sonucudur.
Ceza hukukundaki “aleyhe bozma yasağı”nın birebir uygulanmasından söz etmek mümkün olmasa da, yaptırım içeren idari işlemler bakımından ağırlaştırıcı sonuç doğurabilecek değişikliklerin savunma hakkı tanınmaksızın gerçekleştirilmesi, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
Bu nedenle m. 11 başvurusu, başvuru sahibinin aleyhine sınırsız bir yeniden değerlendirme alanı yaratmaz; usul güvenceleriyle çevrelenmiş bir gözden geçirme imkânı sunar.
4. Yargı Kararı Sonrası Süreç ile m. 11 Başvurusu Arasındaki Ayrım
Uygulamada zaman zaman İYUK m. 11 başvurusu ile yargı kararı sonrasında tesis edilen işlemler birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bu iki mekanizma farklı hukuki temellere dayanır.
Yargı kararı sonrasında Kurul’un yapacağı işlem, 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesi kapsamında yargı kararının gereğini yerine getirme yükümlülüğüne dayanır. Bu durumda idarenin takdir alanı, yargı kararının bağlayıcılığı ile sınırlıdır.
Buna karşılık m. 11 başvurusu, idarenin kendi takdir alanı içinde, dava açılmadan önce, işlemini yeniden değerlendirmesini ifade eder.
Dolayısıyla:
Bu ayrımın korunması, hem usul güvenliği hem de idari-yargısal yetki sınırlarının netliği bakımından önem taşır.
5. Rekabet Hukuku Bağlamında Stratejik Konumlandırma
Rekabet hukuku uygulamasında İYUK m. 11 başvurusu her olayda aynı derecede etkili değildir. Bu yolun işlevselliği, ileri sürülen sebeplerin niteliği ve kararın içeriğiyle doğrudan bağlantılıdır.
Özellikle şu durumlarda m. 11 başvurusu anlamlı bir araç haline gelebilir:
Buna karşılık, yalnızca Kurul’un ekonomik değerlendirmesine katılmama veya takdir yetkisinin farklı kullanılabileceği yönündeki soyut itirazlar, çoğu durumda m. 11 başvurusunun kabulü için yeterli görülmemektedir.
Bu nedenle başvuru stratejisi belirlenirken:
Yanlış kurgulanmış bir m. 11 başvurusu, yalnızca süre yönetimi bakımından teknik bir araç olarak kalabilir; doğru yapılandırılmış bir başvuru ise özellikle maddi hata ve usul eksiklikleri bakımından hızlı ve pratik sonuçlar doğurabilir.
III. Yargı Denetimi ve Rekabet Kurulu Kararlarının Gerekçelendirilmesi
Rekabet Kurulu kararları, idari işlem niteliği taşımaları nedeniyle yargısal denetime tabidir. Bu denetim, 4054 sayılı Kanun kapsamında tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluk kontrolünü içerir. Ancak denetimin kapsamı ve yoğunluğu, idari yargının yerleşik ilkeleri çerçevesinde belirlenir.
Rekabet hukuku uygulaması, yüksek düzeyde ekonomik analiz içeren teknik bir alan olmakla birlikte; bu teknik niteliğin, idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimini bertaraf eden bir koruma alanı oluşturduğu söylenemez. Yargısal denetim, idarenin uzmanlık alanına saygı göstermekle birlikte, bu uzmanlığın hukuki sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığını inceleyen anayasal bir güvence işlevi görür.
1. Yargısal Denetimin Niteliği: Hukuka Uygunluk Denetimi
İdari yargıda denetim, yerindelik denetimi değil; hukuka uygunluk denetimidir. Bu çerçevede yargı, idari işlemi klasik unsurlar itibarıyla inceler:
Rekabet Kurulu kararlarında özellikle “sebep” unsuru denetimin merkezinde yer alır. Zira rekabet hukuku kararları, maddi vakıaların tespiti ile bu vakıaların hukuki ve ekonomik nitelendirilmesine dayanır. Yargı, Kurul’un ekonomik değerlendirmesini yeniden yapmaz; ancak bu değerlendirmenin:
inceler.
Bu yönüyle yargı denetimi, ekonomik takdir alanını ortadan kaldıran bir müdahale değil; takdir yetkisinin hukuki çerçevede kullanılıp kullanılmadığını test eden bir kontrol mekanizmasıdır. Uzmanlık alanına duyulan saygı ile hukuka uygunluk gerekliliği arasında kurulan bu denge, rekabet hukuku yargılamasının ayırt edici özelliğini oluşturur.
2. Gerekçelendirme Yükümlülüğü
İdarenin gerekçeli karar verme yükümlülüğü, hukuk devleti ilkesinin somut yansımalarından biridir. Rekabet Kurulu kararları bakımından bu yükümlülük daha da yoğun bir önem taşır. Zira söz konusu kararlar:
Bu nedenle kararın yalnızca sonuç kısmı değil; sonuca ulaşma süreci de hukuka uygunluk denetiminin konusudur.
Gerekçeli bir rekabet hukuku kararında en azından şu unsurların açık biçimde ortaya konulması beklenir:
Yargı denetiminde çoğu zaman kararın “doğru olup olmadığı”ndan ziyade, “hukuka uygun bir karar süreci işletilip işletilmediği” incelenir. Eksik gerekçe, çelişkili değerlendirme, delillerle desteklenmeyen sonuç veya dosya kapsamı ile uyumsuz tespitler, hukuka uygunluk denetimi kapsamında önem kazanır.
Dolayısıyla gerekçelendirme, yalnızca şekli bir unsur değil; kararın meşruiyetini taşıyan temel yapısal unsurdur.
3. Takdir Yetkisi ile Hukuki Sınırlar Arasındaki Denge
Rekabet hukuku uygulaması, teknik ve iktisadi değerlendirmelere dayandığı için Kurul’a belirli bir takdir alanı tanır. İlgili pazarın belirlenmesi, pazar gücünün ölçülmesi, dışlayıcı etkinin tespiti ve ceza oranının belirlenmesi gibi hususlar, uzmanlık gerektiren değerlendirmelerdir.
Ancak takdir yetkisi, sınırsız bir serbestlik anlamına gelmez. İdare hukukunun yerleşik ilkeleri uyarınca takdir yetkisi:
Yargı denetimi bu sınırlar içinde gerçekleştirilir. Böylece bir yandan idarenin uzmanlık alanına müdahale edilmez; diğer yandan hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik korunur.
Özellikle idari para cezalarının belirlenmesinde ölçülülük ilkesi, yargısal denetimin en yoğunlaştığı alanlardan biridir. Ceza miktarının belirlenmesinde kullanılan kriterlerin somut olayla ilişkilendirilmemesi veya gerekçelendirilmemesi, hukuka uygunluk tartışmasını doğurabilir.
4. İYUK m. 11 Başvurusu ile Yargı Denetiminin İşlevsel Ayrımı
İYUK m. 11 başvurusu ile yargı denetimi arasında hiyerarşik değil; işlevsel bir ilişki vardır.
Başvurunun reddedilmesi veya zımnen reddedilmiş sayılması hâlinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması, bu iki mekanizmanın birbirini tamamlayan fakat birbirinin yerine geçmeyen yapısını gösterir.
m. 11 başvurusu, yargısal denetimi sınırlandıran bir filtre değildir; dava öncesi çözüm imkânı sunan tamamlayıcı bir usul aracıdır. Asıl kapsamlı ve bağlayıcı hukuka uygunluk denetimi ise yargı mercileri tarafından gerçekleştirilir.
5. Sistematik Sonuç: Denetimin Çifte Güvencesi
Rekabet Kurulu kararlarının denetim rejimi, iki katmanlı bir güvence yapısı oluşturur:
Bu yapı, hem idari etkinliği hem de hukuki güvenliği dengeleyen bir sistematik ortaya koyar. İdarenin uzmanlık alanına duyulan kurumsal güven ile yargısal denetimin anayasal işlevi arasında kurulan bu denge, rekabet hukuku uygulamasının istikrarı bakımından belirleyicidir.
Sonuç olarak yargı denetimi, Kurul’un ekonomik takdir alanını ortadan kaldıran bir müdahale değil; bu takdirin hukuki sınırlar içinde kalmasını sağlayan anayasal bir teminattır. Rekabet hukuku pratiğinde esas mesele, idari takdir ile hukuki denetlenebilirlik arasındaki hassas dengenin korunmasıdır.
IV. Değerlendirme ve Sonuç: İdari İstikrar, Usul Güvenceleri ve Stratejik Başvuru Perspektifi
Rekabet Kurulu kararlarına karşı İYUK m. 11 kapsamında yapılan başvurular, idarenin kendi işlemini yeniden değerlendirmesine imkân tanıyan önemli bir idari mekanizmadır. Ancak bu mekanizmanın doğru konumlandırılması, hem idare hukuku ilkeleri hem de rekabet hukuku pratiği bakımından belirleyicidir.
Öncelikle İYUK m.11 başvurusu, ne klasik anlamda bir “itiraz” yolu ne de sınırsız bir yeniden yargılama sürecidir. Bu başvuru, idarenin hukuka uygunluk denetimini kendi bünyesinde gerçekleştirmesine imkân tanıyan, dava öncesi nitelikte bir başvuru yoludur. Dolayısıyla yeniden değerlendirme süreci, başvurunun kapsamı ile sınırlı olmalı; hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerini zedelememeli; savunma hakkını gözetmelidir.
Rekabet hukuku uygulamasında, özellikle yaptırım içeren kararlar söz konusu olduğunda, usul güvencelerinin korunması yalnızca şekli bir zorunluluk değil; kararların meşruiyeti açısından da temel bir gerekliliktir. Yeniden değerlendirme sürecinde maddi vakıaların veya hukuki nitelendirmenin esaslı biçimde değiştirilmesi hâlinde, ilgili teşebbüslere savunma imkânı tanınması, adil idari usulün doğal sonucudur.
Yargı denetimi ise bu yapının tamamlayıcı ve nihai güvencesidir. Yargı denetimi, Kurul’un ekonomik takdir alanını ortadan kaldırmaz; ancak bu takdirin hukuki sınırlar içinde kalıp kalmadığını, gerekçelendirme yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğini ve ölçülülük ilkesine uyulup uyulmadığını denetler. Böylece idari uzmanlık ile hukuki denetlenebilirlik arasında anayasal düzeyde bir denge kurulmuş olur.
Bu çerçevede sağlıklı bir rekabet hukuku sistemi, üç temel sütun üzerinde yükselir:
Bu üçlü yapı, hem piyasa düzeninin istikrarını hem de teşebbüslerin hukuki güvenliğini birlikte koruyan kurumsal bir denge üretir.
Uygulama bakımından İYUK m. 11 başvurusu, her olayda otomatik olarak tercih edilmesi gereken bir yol değildir. Stratejik değerlendirme yapılırken; kararın dayandığı maddi ve hukuki çerçeve, olası yargı denetiminin kapsamı, yeniden değerlendirme sürecinde ortaya çıkabilecek riskler ve dava süresi üzerindeki etkiler birlikte ele alınmalıdır.
Dolayısıyla m. 11 başvurusu, taktiksel bir gecikme aracı ya da ikinci bir savunma aşaması olarak değil; belirli koşullarda hukuka açık aykırılıkların hızlı biçimde giderilmesini sağlayabilecek teknik bir enstrüman olarak değerlendirilmelidir.
Son tahlilde, Rekabet Kurulu kararlarına karşı başvuru yollarının doğru konumlandırılması, yalnızca usule ilişkin teknik bir tercih değildir. Bu mesele, idari istikrar ile hukuki denetlenebilirlik arasındaki dengeyi; ekonomik düzen ile bireysel hak güvenceleri arasındaki hassas sınırı ilgilendiren daha geniş bir meseledir.
İYUK m. 11 başvurusu ile yargı denetimi arasındaki ilişkinin doğru kurulması, rekabet hukuku uygulamasında hem kurumsal güvenin hem de hukuki öngörülebilirliğin sürdürülebilirliği bakımından belirleyici önemdedir. Bu nedenle her somut olayda başvuru stratejisi, salt şekli imkânlara değil; hukuki etki analizi ve risk değerlendirmesine dayalı bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde belirlenmelidir.