Av. Sibel ÖZTÜRK, Öğr. Stj. Av. İrem EKERBİÇER
I. Giriş
İş ilişkilerinin sona ermesiyle birlikte çalışanların aynı sektörde faaliyet göstermeye devam etmeleri, rakip işletmelerde çalışmaları veya kendi işlerini kurmaları ekonomik hayatın doğal bir sonucudur. Çalışma özgürlüğü ve teşebbüs hürriyeti, hukuk düzeni tarafından korunan temel haklar arasında yer almaktadır.
Bununla birlikte, iş ilişkisinin sona ermesi çalışanın işveren bünyesinde edindiği tüm bilgi ve ilişkileri sınırsız şekilde kullanabileceği anlamına gelmez. Özellikle müşteri portföyü, fiyatlandırma politikaları, satış stratejileri, ticari sırlar ve şirket içi verilerin eski çalışan tarafından kullanılması belirli koşullar altında hukuki sorumluluğa yol açabilmektedir.
Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, işten ayrılan çalışanın eski işverenin müşteri çevresiyle çalışmaya devam etmesinin hangi durumda hukuka uygun kabul edileceği, hangi durumda ise rekabet yasağının ihlali veya haksız rekabet oluşturacağıdır.
Bu çalışmada, işten ayrılan çalışanın müşteri portföyünden yararlanmasının hukuki sınırları Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde incelenmektedir.
II. Çalışma Özgürlüğü ve Rekabet Yasağının Sınırları
Anayasa'nın 48. maddesi uyarınca herkes çalışma ve sözleşme özgürlüğüne sahiptir.
Bu nedenle bir çalışanın işten ayrıldıktan sonra aynı sektörde çalışması, rakip bir şirkette işe başlaması, kendi işletmesini kurması veya eski işvereniyle aynı müşteri kitlesine hitap etmesi kural olarak hukuka uygundur.
Nitekim Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında da çalışma özgürlüğü esas, rekabet yasağı ise istisna olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle yalnızca eski çalışanın rakip bir işletmede çalışmaya başlaması veya eski işvereniyle aynı faaliyet alanında bulunması tek başına hukuka aykırılık teşkil etmez.
Ancak çalışma özgürlüğü, işverenin korunmaya değer ticari menfaatlerinin ihlal edilmesine yönelik davranışları korumaz. Bu noktada rekabet yasağı sözleşmeleri ve haksız rekabet hükümleri devreye girmektedir.
III. Rekabet Yasağı Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları
İş ilişkisinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı Türk Borçlar Kanunu'nun 444 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
TBK m. 444 uyarınca bir rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işçinin fiil ehliyetine sahip olması, sözleşmenin yazılı olarak yapılması, işçinin müşteri çevresi veya işverenin faaliyetlerine ilişkin önemli bilgilere erişim imkânına sahip bulunması ve bu bilgilerin kullanılmasının işverene önemli zarar verme ihtimalinin mevcut olması gerekmektedir.
Bunun yanında rekabet yasağının faaliyet alanı, coğrafi kapsamı ve süresi bakımından ölçülü olması zorunludur. Türk Borçlar Kanunu'nun 445. maddesi uyarınca rekabet yasağı işverenin korunmaya değer menfaatini aşacak şekilde düzenlenemez.
Bu nedenle belirsiz faaliyet alanlarını kapsayan, aşırı geniş coğrafi sınırlamalar içeren veya ölçülülük ilkesini aşan rekabet yasakları hâkim tarafından sınırlandırılabilmekte ya da geçersiz kabul edilebilmektedir.
IV. Müşteri Portföyü Her Zaman Korunan Bir Değer midir?
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, müşteri portföyünün her durumda işverene ait mutlak bir hak olarak değerlendirilmesidir.
Oysa müşterilere ilişkin her bilgi hukuken korunan ticari sır niteliğinde değildir. Bir müşteri listesinin korunabilmesi için genel olarak kamuya açık olmaması, ekonomik değer taşıması, rakipler tarafından kolaylıkla elde edilememesi ve işveren tarafından gizli tutulması gerekmektedir.
Bu nedenle müşteri portföyünün korunup korunamayacağı değerlendirilirken yalnızca müşteri isimlerine değil, söz konusu verilerin niteliğine de bakılmalıdır. Özellikle şirket bünyesinde oluşturulan CRM kayıtları, müşteri satın alma alışkanlıkları, fiyat hassasiyetleri, teklif geçmişleri, kârlılık analizleri ve ticari stratejilere ilişkin bilgiler çoğu durumda korunmaya değer ticari veriler olarak kabul edilmektedir.
Buna karşılık sektörde herkes tarafından bilinen müşteriler veya kamuya açık kaynaklardan elde edilebilecek bilgiler bakımından aynı sonuca ulaşmak mümkün olmayabilir.
Dolayısıyla uyuşmazlıklarda asıl değerlendirilmesi gereken husus müşterilerin kim olduğu değil, çalışanın bu bilgilere nasıl ulaştığı ve bunları hangi şekilde kullandığıdır.
V. Eski Çalışan Eski Müşterilerle Çalışabilir mi?
Uygulamada uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, işten ayrılan çalışanın eski işverenin müşterileriyle ticari ilişki kurması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Bir satış temsilcisinin, yöneticinin veya müşteri ilişkileri uzmanının yıllar içerisinde müşterilerle kişisel güven ilişkisi geliştirmesi olağan bir durumdur. Bu müşterilerin işten ayrılan çalışanla çalışmaya devam etmek istemesi tek başına haksız rekabet oluşturmaz.
Ancak müşteri listelerinin kopyalanması, şirket veri tabanındaki bilgilerin dışarı aktarılması, fiyat tekliflerinin kullanılması veya müşterilerin sistematik şekilde eski işyerinden uzaklaştırılmaya çalışılması durumunda hukuki değerlendirme farklılaşabilmektedir.
Başka bir ifadeyle, çalışanın mesleki deneyiminden ve kişisel ilişkilerinden yararlanması ile işverene ait ticari değerleri yeni faaliyetinde kullanması arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Hukuki sorumluluk çoğu zaman bu ayrımın bulunduğu noktada ortaya çıkmaktadır.
VI. Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme
Yargıtay uygulamasında da müşteri kaybının tek başına haksız rekabetin varlığını göstermediği kabul edilmektedir.
Yüksek Mahkeme kararlarında, rekabet yasağının uygulanabilmesi için çalışanın işverenin müşteri çevresi, ticari sırları veya faaliyetlerine ilişkin özel bilgilere erişim imkânına sahip olması ve bu bilgilerin kullanılmasının işverene önemli zarar verme ihtimalinin bulunması gerektiği vurgulanmaktadır.
Benzer şekilde Yargıtay, müşteri listelerinin, fiyatlandırma politikalarının, teklif geçmişlerinin veya şirket bünyesinde oluşturulan ticari verilerin kullanılması hâlinde rekabet yasağı ihlali veya haksız rekabet değerlendirmesi yapılabileceğini kabul etmektedir. Buna karşılık yalnızca mesleki deneyimden veya kişisel ilişkilerden yararlanılması çoğu durumda hukuka uygun kabul edilmektedir.
Bu nedenle somut olaylarda değerlendirilmesi gereken husus, müşterilerin yeni işletmeye geçip geçmediğinden ziyade, bu sonucun hangi yöntemlerle ortaya çıktığıdır.
VII. Haksız Rekabetin İspatı ve Delillerin Önemi
Haksız rekabet ve rekabet yasağı ihlallerine ilişkin davalarda uyuşmazlığın çözümü çoğu zaman delillere bağlıdır.
Özellikle müşteri listelerinin şirket dışına aktarılması, CRM kayıtlarının kopyalanması, şirket bilgisayarlarından veri indirilmesi, iş e-postalarının yönlendirilmesi, eski müşterilere sistematik şekilde ulaşılması veya fiyat tekliflerinin birebir kullanılması mahkemeler tarafından dikkate alınan önemli deliller arasında yer almaktadır.
Buna karşılık yalnızca müşterilerin bir kısmının eski çalışanla çalışmaya devam etmiş olması çoğu durumda tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Bu nedenle haksız rekabet iddialarının somut ve güçlü delillerle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
VIII. İhlal Halinde Başvurulabilecek Hukuki Yollar
Eski çalışanın davranışlarının rekabet yasağını ihlal ettiği veya haksız rekabet oluşturduğu durumlarda işveren çeşitli hukuki koruma yollarına başvurabilmektedir.
Türk Ticaret Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti, haksız rekabetin men'i, hukuka aykırı durumun ortadan kaldırılması, maddi tazminat ve şartları oluştuğu takdirde manevi tazminat talep edilebilmektedir.
Bunun yanında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin bulunması hâlinde Türk Borçlar Kanunu m.446 kapsamında sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan zararların tazmini de mümkündür.
Uygulamada aynı fiil hem rekabet yasağının ihlali hem de haksız rekabet niteliği taşıyabildiğinden, dava stratejisinin her iki hukuki dayanak dikkate alınarak oluşturulması önem taşımaktadır.
IX. Rekabet Yasağı Davalarında Görevli Mahkeme
Rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uzun yıllar görevli mahkeme konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından verilen karar ile Türk Borçlar Kanunu'nun 444 ila 447. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı hükümlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu kabul edilmiştir.
Bu karar sonrasında rekabet yasağı sözleşmesinin ihlaline ilişkin uyuşmazlıklarda görev hususundaki tartışmalar büyük ölçüde sona ermiş ve uygulamada birlik sağlanmıştır.
X. Sonuç
İşten ayrılan çalışanın aynı sektörde faaliyet göstermesi, rakip bir işletmede çalışması veya kendi işini kurması kural olarak hukuka uygundur ve çalışma özgürlüğünün doğal sonucudur.
Ancak çalışma özgürlüğü, işverene ait ticari sırların, gizli müşteri bilgilerinin veya korunmaya değer ticari verilerin kullanılmasını kapsamaz.
Bu nedenle her somut olayda, eski çalışanın yalnızca mesleki bilgi ve deneyiminden mi yararlandığı yoksa işverene ait korunan ticari değerleri kullanarak haksız avantaj mı elde ettiği dikkatle değerlendirilmelidir.
Uyuşmazlığın çözümünde belirleyici olan husus müşterilerin kim olduğu değil; müşteri ilişkilerinin hangi yöntemlerle elde edildiği, korunduğu ve yeni faaliyet kapsamında nasıl kullanıldığıdır. Bu kapsamda rekabet yasağı hükümleri ile haksız rekabet kurallarının birlikte değerlendirilmesi, hem çalışanların çalışma özgürlüğünün hem de işverenlerin korunmaya değer menfaatlerinin dengeli şekilde korunabilmesi açısından önem taşımaktadır.