Makaleler

Daha fazla bilgi için,
lütfen bizimle iletişime geçin


LL.M., Ortak Avukat


Stajyer Avukat

Hâkim Durumun Dışlayıcı Kötüye Kullanılmasında Güncel Yaklaşım: Avrupa Komisyonunun 2026 Tarihli Yeni Kılavuzu

Av. Sibel ÖZTÜRK, LL.M, Stj. Av. Selenay ESEN

Avrupa Komisyonu, 3 Eylül 2026 tarihinde, Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Antlaşması'nın (ABİHA) 102. maddesi kapsamında hâkim durumdaki teşebbüslerin dışlayıcı nitelikteki davranışlarının değerlendirilmesine ilişkin yeni Kılavuzunu kabul etmiştir. 9 Eylül 2026 tarihinde Avrupa Birliği Resmî Gazetesi'nde yayımlanan Kılavuz, Avrupa Birliği mahkemelerinin gelişen içtihadını ve Komisyonun karar uygulamasını esas alarak hâkim durumun tespiti, dışlayıcı kötüye kullanma davranışlarının değerlendirilmesi ve objektif haklı gerekçeler bakımından güncel bir inceleme çerçevesi sunmaktadır.

ABİHA'nın 102. maddesi, hâkim durumda bulunmayı değil, bu durumun kötüye kullanılmasını yasaklamaktadır. Hâkim durumun kötüye kullanılması, rakiplerin faaliyetlerinin sınırlandırılmasına yönelik dışlayıcı davranışlar şeklinde ortaya çıkabileceği gibi aşırı fiyatlandırma veya haksız ticari koşulların uygulanması gibi sömürücü davranışları da kapsayabilmektedir. Komisyonun 2026 tarihli Kılavuzu ise dışlayıcı kötüye kullanma davranışlarına odaklanmakta; bu davranışların etkin rekabet üzerindeki etkilerinin hangi hukuki ve ekonomik ölçütlerle değerlendirileceğini açıklamaktadır.

1. 2009 Rehberinden 2026 Kılavuzuna: Değişen Değerlendirme Çerçevesi

Komisyonun 5 Aralık 2008 tarihinde kabul ettiği ve 24 Şubat 2009 tarihinde yayımladığı Uygulama Öncelikleri Rehberi (Enforcement Priorities Guidance), dışlayıcı kötüye kullanma davranışlarına yönelik müdahale önceliklerini belirlerken ekonomik etkilere dayalı değerlendirmeyi ön plana çıkarmıştır.

İzleyen dönemde Avrupa Birliği Adalet Divanının özellikle Intel, Servizio Elettrico Nazionale, Unilever Italia ve Google Shopping kararları, hâkim durumdaki teşebbüslerin davranışlarının değerlendirilmesinde dikkate alınacak ölçütlerin gelişmesine katkı sağlamıştır. Komisyon, 2023 yılında önceki Rehberde değişiklikler yapmış; 2024 yılında kamuoyu görüşüne sunduğu taslağın ardından 2026 tarihli nihai Kılavuzu kabul etmiştir.

Önceki Rehberin esas olarak Komisyonun uygulama önceliklerini konu almasına karşılık yeni Kılavuz, ABİHA'nın 102. maddesi kapsamında dışlayıcı kötüye kullanmanın hukuki değerlendirmesine odaklanmaktadır. Bu çerçevede Kılavuz, ekonomik analizden uzaklaşmak yerine, davranışların niteliğine göre farklılaşan değerlendirme yöntemlerini ve ilgili yargısal içtihadı sistematik biçimde ele almaktadır.

2. Hâkim Durumun Tespiti ve Dışlayıcı Etkilerin Değerlendirilmesi

Kılavuz, hâkim durumun tespitinde pazar paylarının yanı sıra pazara giriş ve genişleme engellerinin, rakiplerin rekabetçi gücünün ve dengeleyici alıcı gücünün birlikte değerlendirilmesini öngörmektedir. 

Uzun süre korunan %50 ve üzerindeki pazar payları hâkim durumun varlığı bakımından güçlü bir gösterge oluştururken, %40'ın altındaki pazar paylarında hâkim durumun bulunması genel olarak daha düşük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, pazar paylarının önemi ilgili piyasanın yapısına ve rekabet koşullarına bağlıdır.

Özellikle dijital pazarlarda ağ etkileri, kullanıcıların belirli platformlara bağımlılığı, veri kaynaklı avantajlar ve yüksek değiştirme maliyetleri, pazar gücünün değerlendirilmesinde önem taşıyabilmektedir. Kılavuz, bu unsurları geleneksel pazar gücü göstergeleriyle birlikte ele alarak farklı pazar yapılarına uygulanabilecek bir değerlendirme çerçevesi ortaya koymaktadır.

Dışlayıcı kötüye kullanmanın değerlendirilmesinde ise iki temel unsur öne çıkmaktadır: davranışın rekabetin esaslarına dayalı rekabet (competition on the merits) kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve dışlayıcı etki doğurma kapasitesi.

Rekabetin esaslarına dayalı rekabet, teşebbüslerin fiyat, kalite, yenilikçilik ve verimlilik gibi unsurlar üzerinden rekabet etmelerini ifade etmektedir. Hâkim durumdaki bir teşebbüsün kendi ticari başarısı sonucunda rakiplerinin pazar payı kaybetmesi, kötüye kullanma değerlendirmesi için tek başına yeterli değildir. Buna karşılık rakiplerin pazara erişimini veya rekabetçi faaliyetlerini sınırlayan yöntemlerin kullanılması, ABİHA'nın 102. maddesi kapsamında incelemeyi gerektirebilmektedir.

Dışlayıcı etki bakımından rakiplerin fiilen piyasadan çıkmış olması aranmamakta; davranışın ilgili pazar koşullarında etkin rekabeti sınırlama kapasitesi önem taşımaktadır. Bu değerlendirmede davranışın niteliği, kapsamı, uygulandığı süre ve pazarın yapısı gibi unsurlar dikkate alınmaktadır.

3. Dışlayıcı Davranış Türlerine İlişkin Değerlendirme Yöntemleri

Yeni Kılavuzun öne çıkan özelliklerinden biri, dışlayıcı kötüye kullanma davranışlarının tek bir değerlendirme yöntemiyle ele alınması yerine, davranış türlerine özgü analitik çerçevelere yer verilmesidir.

Fiyat temelli davranışlar bakımından, yıkıcı fiyatlandırma (predatory pricing) ve marj sıkıştırması (margin squeeze) uygulamalarında fiyat-maliyet analizleri önemini korumaktadır. Hâkim durumdaki teşebbüs kadar etkin varsayımsal bir rakibin ilgili fiyatlandırma koşullarında rekabet edip edemeyeceğini inceleyen eşit etkinlikteki rakip (as-efficient competitor – AEC) ölçütü, özellikle bu tür davranışların değerlendirilmesinde kullanılabilmektedir. Bununla birlikte, söz konusu ölçütün uygulanması ve delillerin değerlendirilmesi, incelenen davranışın özelliklerine göre farklılaşmaktadır.

Münhasırlık uygulamaları ve indirim sistemleri, Kılavuzda ayrı değerlendirme çerçevelerine tabi tutulmaktadır. Münhasırlık uygulamaları bakımından dışlayıcı etki doğurma kapasitesine ilişkin çürütülebilir bir karine benimsenirken, hâkim durumdaki teşebbüsün sunduğu karşı delillerin değerlendirilmesi de incelemenin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Münhasırlığa bağlı olmayan indirimlerde ise indirimin yapısı, uygulanma koşulları ve rakiplerin rekabet etme imkânları dikkate alınmaktadır.

Bağlama ve paket satış uygulamalarında, hâkim durumdaki teşebbüsün bir pazardaki konumunu başka ürün veya hizmetlere ilişkin rekabet koşullarını etkileyebilecek biçimde kullanması incelenmektedir. Ürünlerin ayrı niteliği, uygulamanın koşulları ve dışlayıcı etki kapasitesi değerlendirmede önem taşımaktadır.

Erişim kısıtlamaları ve tedarikin reddi bakımından Kılavuz, özellikle dikkat çekici bir ayrım ortaya koymaktadır. Tedarikin reddine ilişkin belirli durumlarda uygulanan vazgeçilmezlik (indispensability) ölçütü ile diğer erişim kısıtlamalarının değerlendirilmesinde kullanılan koşullar birbirinden ayrılmaktadır. Bu yaklaşım; altyapıya, veriye ve teknik sistemlere erişimin rekabet bakımından önem taşıdığı pazarlarda, somut davranışın niteliğine uygun hukuki inceleme yapılmasına imkân vermektedir.

Dijital platformlar açısından önem taşıyan kendini kayırma (self-preferencing) uygulamaları da Kılavuzda ele alınmaktadır. Bir platformun kendi ürün veya hizmetlerine rakiplerininkine kıyasla avantaj sağlaması, özellikle Google Shopping içtihadı çerçevesinde, davranışın niteliği ve etkin rekabet üzerindeki etkileri dikkate alınarak değerlendirilmektedir.

Kılavuz ayrıca, niteliği itibarıyla rekabete zarar verme amacı ve özelliği taşıyan belirli davranışları ayrı bir kategori altında incelemektedir. Bu kapsamda davranışın hukuki niteliğinin belirlenmesi, uygulanacak ispat ve değerlendirme çerçevesi bakımından önem kazanmaktadır.

4. Objektif Haklı Gerekçeler ve Etkinlik Savunması

Kılavuz, dışlayıcı kötüye kullanma incelemelerinde teşebbüslerin ileri sürebileceği objektif haklı gerekçelere de ayrıntılı biçimde yer vermektedir.

Bu kapsamda hâkim durumdaki teşebbüs, davranışının meşru bir amaca ulaşmak bakımından objektif olarak gerekli ve orantılı olduğunu veya rekabet üzerindeki olumsuz etkileri dengeleyebilecek etkinlik kazanımları sağladığını ileri sürebilmektedir.

Etkinlik savunmasının değerlendirilmesinde, ileri sürülen kazanımların doğrulanabilir olması, tüketicilerin bu kazanımlardan adil bir pay elde etmesi, davranışın söz konusu kazanımların sağlanması için gerekli olması ve etkin rekabetin ortadan kaldırılmaması koşulları dikkate alınmaktadır.

Maliyet tasarruflarının yanı sıra kalite, yenilikçilik, sürdürülebilirlik ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığına ilişkin kazanımlar da ilgili koşullarda değerlendirmeye konu olabilmektedir. Bu yönüyle Kılavuz, dışlayıcı davranışların incelenmesinde yalnızca rekabet üzerindeki olumsuz etkileri değil, teşebbüsler tarafından ileri sürülen objektif gerekçeleri ve etkinlik kazanımlarını da kapsayan bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

5. Türk Rekabet Hukuku Bakımından Değerlendirme

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi, hâkim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin olarak ABİHA'nın 102. maddesiyle büyük ölçüde paralel bir düzenleme içermektedir. Rekabet Kurumunun 2014 tarihli Hâkim Durumdaki Teşebbüslerin Dışlayıcı Kötüye Kullanma Niteliğindeki Davranışlarının Değerlendirilmesine İlişkin Kılavuzu da Türk rekabet hukuku uygulamasında önemli bir başvuru kaynağıdır.

Avrupa Komisyonunun 2026 tarihli Kılavuzu, özellikle dışlayıcı etkilerin değerlendirilmesi, fiyat temelli ve fiyat dışı davranışlara ilişkin analitik yöntemler, münhasırlık uygulamaları ve objektif haklı gerekçeler bakımından Türk rekabet hukuku açısından da karşılaştırmalı değerlendirmelere katkı sunabilecek niteliktedir. Bununla birlikte, iki hukuk düzeninin uygulama esasları ve yargısal içtihatları kendi hukuki çerçeveleri içerisinde değerlendirilmelidir.

Sonuç

Avrupa Komisyonunun 2026 tarihli Madde 102 Kılavuzu, hâkim durumun dışlayıcı kötüye kullanılmasına ilişkin değerlendirme esaslarını, Avrupa Birliği mahkemelerinin gelişen içtihadı ve Komisyonun uygulama deneyimi doğrultusunda sistematik biçimde ortaya koymaktadır.

Kılavuzun özellikle davranış türlerine özgü analitik yöntemler, dışlayıcı etki kapasitesi, münhasırlık uygulamalarına ilişkin karineler, erişim kısıtlamaları ve objektif haklı gerekçeler bakımından getirdiği açıklamalar, hâkim durumdaki teşebbüslerin ticari uygulamalarının değerlendirilmesinde önem taşımaktadır.

Bu çerçevede yeni Kılavuz, ABİHA'nın 102. maddesinin uygulanmasında hukuki öngörülebilirliğin artırılmasına ve değerlendirme yöntemlerinin tutarlı biçimde uygulanmasına yönelik önemli bir gelişme niteliğindedir. Kılavuzun uygulamadaki etkileri ise Komisyonun gelecekteki kararları ve Avrupa Birliği mahkemelerinin içtihadı doğrultusunda şekillenecektir.