Av. Sibel ÖZTÜRK, LL.M., Stj. Av. Selenay ESEN
GİRİŞ
Teknolojik gelişmelerin ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin işletmelerin rekabet gücü üzerindeki etkisi arttıkça, iş ilişkisi kapsamında ortaya çıkan buluşların hukuki niteliği ve bu buluşlar üzerindeki hak sahipliğinin belirlenmesi de giderek önem kazanmaktadır. Özellikle teknoloji, yazılım, ilaç, savunma sanayii ve üretim sektörlerinde, çalışanların teknik bilgi ve uzmanlıklarıyla geliştirdikleri buluşlar, işletmeler açısından önemli bir ekonomik değer oluşturabilmektedir.
Bununla birlikte bir buluşun iş ilişkisi sırasında, işverenin sağladığı teknik ve mali imkânlardan yararlanılarak gerçekleştirilmesi, patent üzerindeki hakların kendiliğinden işverene ait olduğu anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde buluşun çalışan tarafından meydana getirilmiş olması da işverenin bu buluş üzerinde hak elde etmesine engel teşkil etmemektedir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”), çalışan buluşlarına ilişkin özel bir hukuki rejim öngörerek işverenin teknolojik yatırımlarının korunması ile çalışanın buluş üzerindeki haklarının güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda buluşun hukuki niteliği, işverenin hak talebinde bulunma usulü, patent başvurusuna ilişkin yükümlülükler ve çalışanın bedel hakkı birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır.
Uygulamada uyuşmazlıklar özellikle buluşun hizmet buluşu veya serbest buluş olarak nitelendirilmesi, işverenin kanuni süreler içerisinde hak talebinde bulunup bulunmadığı, buluş karşılığında ödenecek bedelin belirlenmesi ve iş ilişkisinin sona ermesinden sonra tarafların haklarının kapsamı üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Bu çalışmada, çalışan buluşları üzerindeki hak sahipliği, işverenin hak talebinin hukuki sonuçları, çalışanın bedel hakkı ve iş ilişkisinin sona ermesinden kaynaklanabilecek uyuşmazlıklar, ilgili mevzuat hükümleri ve uygulamada karşılaşılan sorunlar çerçevesinde ele alınmaktadır.
I. ÇALIŞAN BULUŞLARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE HAK SAHİPLİĞİNİN BELİRLENMESİ
Çalışan buluşlarında patent üzerindeki hak sahipliğinin belirlenebilmesi için öncelikle buluşun hizmet buluşu veya serbest buluş niteliğinde olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
SMK m. 113 uyarınca hizmet buluşu, çalışanın bir işletme veya kamu idaresinde yükümlü olduğu faaliyet gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletmenin veya kamu idaresinin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında meydana getirdiği buluştur. Bu kapsamın dışında kalan çalışan buluşları ise serbest buluş olarak kabul edilmektedir.
Hizmet buluşunun belirlenmesinde çalışanın görev tanımı önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Buluşun ortaya çıkış süreci, işverenin teknik bilgi birikiminden yararlanılıp yararlanılmadığı, kullanılan araştırma ve geliştirme altyapısı, işletmenin önceki çalışmaları ve buluşun gerçekleştirilmesine sağlanan katkılar birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle çalışanın buluşu mesai saatleri dışında tamamlaması, söz konusu buluşun mutlaka serbest buluş olarak nitelendirilmesini gerektirmemektedir. Benzer şekilde, çalışanın araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde görev alması da iş ilişkisi sırasında gerçekleştirdiği bütün buluşların hizmet buluşu sayılması sonucunu doğurmamaktadır.
Burada belirleyici olan, buluş ile çalışanın iş ilişkisi ve işletmenin teknik faaliyetleri arasında Kanun'un aradığı nitelikte bir bağlantının bulunup bulunmadığıdır.
Serbest buluşlarda ise hak sahipliği kural olarak çalışanda kalmaktadır. Bununla birlikte SMK m. 119, iş ilişkisi sırasında gerçekleştirilen serbest buluşlar bakımından belirli bildirim ve teklif yükümlülükleri öngörmektedir.
Çalışan, gerçekleştirdiği serbest buluşu gecikmeksizin işverene bildirmekle yükümlüdür. Ancak buluşun işverenin faaliyet alanında değerlendirilemeyeceğinin açık olması hâlinde bildirim yükümlülüğü bulunmamaktadır. İşveren, bildirimin kendisine ulaşmasından itibaren üç ay içerisinde buluşun serbest buluş niteliğine yazılı olarak itiraz edebilmektedir.
Buluşun işletmenin faaliyet alanına girmesi veya işletmenin ilgili alanda ciddi hazırlıklar içerisinde bulunması durumunda ise çalışan, buluşu başka şekilde değerlendirmeden önce işverene uygun koşullarla buluştan yararlanma imkânı teklif etmekle yükümlüdür.
Ancak bu yükümlülük, işverene buluş üzerinde kendiliğinden mülkiyet hakkı kazandırmamaktadır. Dolayısıyla hizmet buluşu ve serbest buluş ayrımı, yalnızca kavramsal bir sınıflandırma olmayıp patent başvurusunda bulunma yetkisini ve tarafların ekonomik haklarını doğrudan etkileyen hukuki bir değerlendirmedir.
II. İŞVERENİN HAK TALEBİ VE PATENT HAKLARININ DEVRİ
Hizmet buluşunun varlığı, buluş üzerindeki hakların doğrudan işverene geçtiği anlamına gelmemektedir. İşverenin hak sahipliği kazanabilmesi, SMK'da öngörülen bildirim ve hak talebi sürecinin usulüne uygun şekilde yürütülmesine bağlıdır.
SMK m. 114 uyarınca çalışan, gerçekleştirdiği hizmet buluşunu gecikmeksizin ve yazılı olarak işverene bildirmek zorundadır. Bildirimde buluşun çözmeyi amaçladığı teknik problem, geliştirilen çözüm, buluşun meydana getirilme süreci ve varsa diğer çalışanların katkıları açıklanmalıdır.
İşverenin bildirimi aldığı tarihi yazılı olarak teyit etmesi gerekmektedir. Bildirimde eksiklik bulunması hâlinde ise iki ay içerisinde eksikliklerin giderilmesini talep edebilmektedir.
Bu aşamada özellikle önem taşıyan husus, işverenin hak talebinin kanuni süre içerisinde ve gerekli şekil şartlarına uygun olarak kullanılmasıdır.
SMK m. 115 uyarınca işveren, hizmet buluşuna ilişkin bildirimin kendisine ulaşmasından itibaren dört ay içerisinde buluş üzerinde tam veya kısmi hak talebinde bulunabilmektedir. Hak talebinin yazılı olarak çalışana bildirilmesi zorunludur.
İşverenin tam hak talebinde bulunması hâlinde, bu talebe ilişkin bildirimin çalışana ulaşmasıyla birlikte buluş üzerindeki haklar işverene geçmektedir. Böylece işveren, buluşun patentle korunmasına ve ekonomik olarak değerlendirilmesine ilişkin hakları kanuni çerçevede elde etmektedir.
Kısmi hak talebinde ise buluş serbest buluş niteliği kazanmakta; ancak işveren, Kanun'un öngördüğü kapsamda buluşu kullanma hakkına sahip olmaktadır. İşverenin bu kullanımının çalışanın buluşunu değerlendirmesini önemli ölçüde güçleştirmesi durumunda çalışan, işverenden buluş üzerindeki hakları tamamen devralmasını veya kullanım hakkından vazgeçmesini isteyebilmektedir.
İşverenin bu talebe iki ay içerisinde cevap vermemesi hâlinde ise kısmi hakka dayanan kullanım hakkı sona ermektedir.
Diğer taraftan işverenin dört aylık süre içerisinde herhangi bir hak talebinde bulunmaması veya hak talep etmediğini bildirmesi durumunda hizmet buluşu serbest buluş niteliği kazanmaktadır.
Bu düzenlemelerin uygulamadaki önemi, özellikle işletmelerin araştırma ve geliştirme faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan buluşlar bakımından belirginleşmektedir. İşverenin önemli teknik ve mali kaynaklar ayırdığı bir buluş üzerinde hak elde edebilmesi, yalnızca söz konusu yatırımları gerçekleştirmiş olmasına değil, kanunda öngörülen süreci doğru yönetmesine de bağlıdır.
Bu nedenle buluş bildirimlerinin kayıt altına alınması, bildirimlerin içeriğinin değerlendirilmesi ve hak talebi sürelerinin düzenli biçimde takip edilmesi, işletmelerin sınai mülkiyet haklarının korunması bakımından temel öneme sahiptir.
III. PATENT ÜZERİNDEKİ HAK SAHİPLİĞİ İLE BULUŞ SAHİBİ SIFATININ AYRILMASI
Çalışan buluşlarında üzerinde durulması gereken bir diğer husus, patent üzerindeki hak sahipliği ile buluş sahibi sıfatının birbirinden farklı hukuki kavramlar olmasıdır.
SMK m. 109 uyarınca patent isteme hakkı, buluşu gerçekleştirene veya onun haleflerine ait olup bu hakkın devri mümkündür. Bu kapsamda işverenin hizmet buluşu üzerinde tam hak talebinde bulunması, buluşa ilişkin ekonomik hakların işverene geçmesi sonucunu doğurmaktadır.
Bununla birlikte buluşun çalışan tarafından gerçekleştirilmiş olması, işverenin hak sahipliği kazanmasıyla ortadan kalkmamaktadır. Buluş sahibi olarak belirtilme hakkı, buluşun meydana getirilmesine yönelik teknik katkının gerçek sahibine ilişkindir.
Bu ayrım özellikle birden fazla çalışanın katkısıyla gerçekleştirilen buluşlarda önem taşımaktadır. Bir araştırma veya geliştirme projesinde görev almak, tek başına buluş sahibi sıfatının kazanılması için yeterli değildir. Buluş sahipliğinin belirlenmesinde, patent konusu teknik çözümün meydana getirilmesine yönelik gerçek katkının tespit edilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan işverenin tam hak talebinde bulunması, patent başvurusuna ilişkin yükümlülükleri de beraberinde getirmektedir.
SMK m. 116 uyarınca işveren, kural olarak hizmet buluşu için Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ilk patent başvurusunu yapmakla yükümlüdür. Bununla birlikte Kanun, işletme menfaatlerinin gerektirdiği durumlarda başvurudan kaçınılmasına ilişkin özel düzenlemeler de içermektedir.
Bu noktada patent koruması ile buluşun ticari sır olarak saklanması arasındaki tercih, yalnızca işletmenin ticari stratejisi kapsamında değerlendirilemez. İşverenin kanuni yükümlülükleri ve çalışanın hakları da dikkate alınmalıdır.
Nitekim işverenin patent başvurusu yapmaması veya buluşu ticari sır olarak korumayı tercih etmesi, çalışanın kanundan kaynaklanan haklarının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Dolayısıyla patent portföyünün yönetiminde yalnızca başvuru ve tescil işlemlerine değil, buluş sahipliğinin doğru belirlenmesine ve işverenin hak sahipliğinin hukuki dayanaklarının belgelendirilmesine de önem verilmelidir.
IV. ÇALIŞANIN BULUŞ BEDELİ HAKKI VE BEDELİN BELİRLENMESİ
Çalışan buluşları rejiminin temel unsurlarından biri, işverenin buluş üzerinde hak elde etmesi karşılığında çalışanın bedel talep edebilmesidir.
SMK m. 115 uyarınca işverenin hizmet buluşu üzerinde tam hak talebinde bulunması hâlinde çalışan makul bir bedel isteyebilmektedir. Kısmi hak talebinde ise işverenin buluşu kullanması durumunda çalışanın bedel talep hakkı doğmaktadır.
Burada çalışanın iş sözleşmesi kapsamında aldığı ücret ile buluş karşılığında talep edebileceği bedelin birbirinden ayrılması gerekmektedir.
Çalışanın araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde görev yapması veya iş sözleşmesi kapsamında yüksek ücret alması, kanundan kaynaklanan buluş bedeli hakkının kendiliğinden karşılandığı anlamına gelmemektedir. Zira iş sözleşmesi kapsamında ödenen ücret ile belirli bir buluşun işverene sağladığı ekonomik değer karşılığında ödenebilecek bedel, hukuki dayanakları bakımından farklılık göstermektedir.
Bununla birlikte çalışanın her buluş bakımından şirketin gelirlerinden belirli bir oranda pay alacağı yönünde genel bir sonuca varılması da mümkün değildir.
29 Eylül 2017 tarihli Çalışan Buluşlarına Dair Yönetmelik, buluş bedelinin belirlenmesinde buluşun ekonomik değeri, çalışanın işletmedeki görevi ve işletmenin buluşun gerçekleştirilmesine sağladığı katkı gibi unsurları esas almaktadır.
Bu kapsamda buluşun ekonomik değeri, somut olayın özelliklerine göre farklı yöntemlerle belirlenebilmektedir. Örneğin buluşun üretim maliyetlerini azaltması, işletmenin üretim kapasitesini artırması, yeni bir ürünün piyasaya sunulmasını sağlaması veya üçüncü kişilere lisans verilmesi suretiyle gelir elde edilmesine imkân tanıması, ekonomik değerin belirlenmesinde dikkate alınabilecek unsurlardır.
Ancak buluşun işletmeye sağladığı toplam ekonomik katkı ile çalışana ödenecek bedel aynı kavram değildir. Bedelin hesaplanmasında buluşun ekonomik değerinin yanı sıra çalışanın görev ve sorumlulukları ile işverenin buluşun gerçekleştirilmesine katkısı da değerlendirilmelidir.
Yönetmelik, bu unsurları dikkate alan ve buluşları belirli gruplar altında sınıflandıran bir hesaplama sistemi öngörmektedir. Dolayısıyla bedelin belirlenmesi, yalnızca patentin ekonomik değerinin tespitinden ibaret olmayıp tarafların buluşun meydana getirilmesindeki katkılarının da değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Ayrıca Yönetmelik'in 7. maddesi, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar dışında kalan çalışanlar bakımından, işverenin tam hak talebinde bulunması hâlinde buluş bedelinden ayrı bir teşvik ödülü öngörmektedir. Bu ödülün net asgari ücretten az olmaması gerekmektedir.
Çalışanın bedel hakkı bakımından sözleşme serbestisinin sınırları da ayrıca önem taşımaktadır.
SMK m. 117, çalışan buluşlarına ilişkin hükümlerin çalışan aleyhine değiştirilmesini sınırlandırmakta ve önemli ölçüde hakkaniyete aykırı sözleşmelerin geçersizliğine ilişkin düzenlemeler içermektedir.
Bu nedenle iş sözleşmelerinde yer alan genel nitelikli hak devri, buluş bedelinden feragat veya ödenen ücretin bütün buluş haklarını kapsadığı yönündeki hükümlerin geçerliliği, somut buluşun niteliği ve kanunun çalışan lehine öngördüğü koruma dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Özellikle araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yoğun olduğu işletmelerde, çalışan buluşlarına ilişkin bedel politikalarının önceden belirlenmesi ve bu politikaların mevzuata uygun şekilde uygulanması, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
V. İŞ İLİŞKİSİNİN SONA ERMESİNDEN SONRA PATENT HAKLARININ KORUNMASI
Çalışan buluşlarından doğan hak ve yükümlülükler, iş ilişkisinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkmamaktadır.
SMK m. 118 uyarınca iş ilişkisinin sona ermesi, çalışan buluşlarına ilişkin hak ve yükümlülükleri etkilememektedir. Bu nedenle işverenin usulüne uygun şekilde elde ettiği patent hakları korunmaya devam ederken, çalışanın kanundan kaynaklanan bedel hakkı da yalnızca iş ilişkisinin sona ermesi nedeniyle ortadan kalkmamaktadır.
Bununla birlikte iş ilişkisinin sona ermesinden sonra çalışanın aynı sektörde faaliyet göstermesi, rakip bir işletmede çalışmaya başlaması veya benzer bir teknolojik alanda çalışmalar yürütmesi, tek başına patent hakkına tecavüz olarak nitelendirilemez.
Patent hakkına tecavüzün tespitinde, patentin koruma kapsamı ile ihlale konu ürün veya yöntemin teknik özelliklerinin karşılaştırılması gerekmektedir.
Bu nedenle aynı teknolojik ihtiyaca yönelik farklı bir çözüm geliştirilmesi ile patent koruması kapsamındaki teknik özelliklerin izinsiz kullanılması birbirinden ayrılmalıdır.
Patent hakkının ihlal edilmesi hâlinde SMK m. 141 ve devamı hükümleri kapsamında tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ve şartları mevcutsa maddi veya manevi tazminat talepleri gündeme gelebilmektedir.
Diğer taraftan çalışanın iş ilişkisi sırasında edindiği ticari sırları hukuka aykırı biçimde kullanması veya geçerli bir rekabet yasağı yükümlülüğünü ihlal etmesi, patent hakkına tecavüzden farklı hukuki değerlendirmeleri gerektirmektedir.
Bu kapsamda Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ilişkin hükümleri ile Türk Borçlar Kanunu'nun 444 ve devamı maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı hükümleri, somut olayın özelliklerine göre uygulanabilecektir.
Önemle belirtmek gerekir ki patent hakkının korunması, ticari sırların korunması ve rekabet yasağından doğan yükümlülükler aynı hukuki amaca hizmet etseler dahi farklı şartlara tabidir. Bu nedenle bir uyuşmazlıkta hangi hakkın, hangi davranışla ve ne şekilde ihlal edildiğinin ayrı ayrı ortaya konulması gerekmektedir.
VI. ÇALIŞAN BULUŞLARINDAN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ
Çalışan buluşlarına ilişkin uyuşmazlıklarda başvurulacak hukuki yolun belirlenmesi, ileri sürülen talebin niteliğine bağlıdır.
Özellikle buluş bedelinin miktarı ve ödeme şekline ilişkin uyuşmazlıklar bakımından Çalışan Buluşlarına Dair Yönetmelik özel bir düzenleme içermektedir.
Yönetmelik'in 24. maddesi uyarınca, işverenin tam hak talebinde bulunduğu durumlarda patent veya faydalı modelin verilmesinden; kısmi hak talebinde bulunduğu durumlarda ise buluştan yararlanmaya başlamasından itibaren iki ay içerisinde bedelin miktarı ve ödeme şekli üzerinde anlaşma sağlanamaması hâlinde uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi öngörülmektedir.
Bu kapsamda Yönetmelik, bedel uyuşmazlıkları bakımından ayrıca yazılı bir tahkim sözleşmesi yapılmasını aramamaktadır. Tarafların tahkim sürecinden önce arabuluculuğa başvurabilmeleri de mümkündür.
Bununla birlikte çalışan buluşlarına ilişkin her uyuşmazlığın aynı hukuki nitelikte olduğu kabul edilemez.
Buluş üzerindeki hak sahipliğinin tespiti, patent hakkına tecavüz, buluş bedelinin belirlenmesi veya iş sözleşmesinden kaynaklanan diğer talepler, farklı hukuki dayanaklara ve usul kurallarına tabi olabilmektedir.
Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde öncelikle talebin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi; görevli yargı merciinin ve başvuru yolunun buna göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Çalışan buluşlarında patent üzerindeki hak sahipliği, yalnızca buluşun iş ilişkisi sırasında gerçekleştirilmesine veya işletmenin teknik imkânlarından yararlanılmasına bağlı olarak belirlenmemektedir. Buluşun hizmet buluşu veya serbest buluş niteliği, işverenin kanuni süreler içerisinde hak talebinde bulunması ve tarafların mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi, hak sahipliğinin belirlenmesinde doğrudan etkili olmaktadır.
Bunun yanında işverenin buluş üzerindeki hakları elde etmesi, çalışanın buluş sahibi sıfatını ve kanundan doğan bedel talep hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Bu yönüyle çalışan buluşları rejimi, işletmenin teknolojik yatırımlarının korunması ile çalışanın buluşa sağladığı katkının hukuken ve ekonomik olarak karşılık bulmasını birlikte ele almaktadır.
İşletmeler açısından çalışan buluşlarının etkin biçimde yönetilmesi; buluş bildirimlerinin kayıt altına alınmasını, hak talebi sürelerinin takip edilmesini, patent başvurularının hukuki dayanaklarının belgelendirilmesini ve çalışanlara ödenecek bedellerin mevzuata uygun şekilde belirlenmesini gerektirmektedir.
Sonuç olarak çalışan buluşlarına ilişkin hukuki korumanın etkinliği, yalnızca patentin tescil edilmesine değil, buluşun meydana getirildiği aşamadan itibaren hak sahipliği ve bedel süreçlerinin doğru yönetilmesine bağlıdır.