Haberler

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Ortaklıktan Çıkarma: Anayasa Mahkemesi’nden Önemli İptal Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/128, K.2025/273 Sayılı Kararı Işığında TTK m. 616 ve m. 621’in Değerlendirilmesi

Anayasa Mahkemesi (“AYM”), 25 Aralık 2025 tarihli ve E.2025/128, K.2025/273 sayılı kararıyla, iki ortaklı limited şirketlerde bir ortağın haklı sebeple şirketten çıkarılması bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir iptal kararına imza atmıştır.

17 Mart 2026 tarihli ve 33199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararda AYM; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 616. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendini ve 621. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresini iki ortaklı limited şirketler yönünden Anayasa’nın 40. ve 48. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.

Karar, özellikle ortaklar arasındaki uyuşmazlık nedeniyle karar alma mekanizmasının kilitlendiği iki ortaklı limited şirketlerde, şirketin devamlılığının sağlanması ile ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesi arasındaki hassas denge bakımından önem taşımaktadır.

Limited Şirketlerde Haklı Sebeple Ortaklıktan Çıkarma

TTK’nın 640. maddesi limited şirketlerde ortaklıktan çıkarılmanın hukuki çerçevesini düzenlemektedir. Buna göre şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararıyla şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebileceği gibi; TTK m. 640/3 uyarınca şirketin talebi üzerine bir ortağın haklı sebebe dayanılarak mahkeme kararıyla şirketten çıkarılması da mümkündür.

Bununla birlikte, haklı sebeple çıkarma davasına başvurulabilmesi TTK’nın diğer hükümleri uyarınca şirket içi bir karar alma sürecine bağlanmıştır.

TTK m. 616/1-h uyarınca bir ortağın şirketten çıkarılması amacıyla mahkemeden istemde bulunulması genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer almaktaydı. TTK m. 621/1-h ise haklı sebeple çıkarma amacıyla mahkemeye başvurulmasına ilişkin genel kurul kararının alınabilmesi için temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun birlikte sağlanmasını aramaktaydı.

Bu düzenleme çok ortaklı limited şirketler bakımından bir karar alma mekanizması oluşturmakla birlikte, özellikle iki ortaklı şirketlerde ciddi bir yapısal sorun ortaya çıkarmaktaydı.

İki Ortaklı Şirketlerde Ortaya Çıkan “Kilitlenme” Sorunu

AYM önündeki uyuşmazlığın merkezinde, iki ortaklı bir limited şirkette ortaklardan birinin haklı sebeple diğer ortağın şirketten çıkarılmasını istemesi yer almaktadır.

Mevcut sistemde çıkarma davasının şirket tarafından açılabilmesi için öncelikle gerekli çoğunluğu sağlayan bir genel kurul kararının bulunması gerektiğinden, iki ortaklı limited şirketlerde bu koşul çoğu durumda yerine getirilememekteydi.

Özellikle ortakların eşit paya sahip olduğu bir limited şirkette, çıkarılması talep edilen ortağın genel kurul kararının alınmasını engelleyebilmesi, haklı sebebin varlığı hâlinde dahi çıkarma mekanizmasının işletilememesine yol açmaktaydı.

Yargıtay uygulamasında da iki ortaklı şirketlerde gerekli nisabın sağlanamaması hâlinde çıkarma davasının açılamayacağı kabul edilmekteydi.

Dolayısıyla sorun yalnızca teorik bir karar nisabı meselesinden ibaret değildi. Şirket faaliyetlerini ciddi biçimde aksatan veya ortaklık ilişkisinin sürdürülmesini haklı sebeple imkânsız hâle getiren ortağın varlığına rağmen, diğer ortağın çıkarma mekanizmasını harekete geçirememesi şirketin karar alma süreçlerinin ve nihayetinde ticari faaliyetlerinin kilitlenmesine neden olabilmekteydi.

AYM’nin Yaklaşımı: Şirketin Devamlılığı ve Teşebbüs Özgürlüğü

Kararın dikkat çekici yönlerinden biri, AYM’nin meseleyi yalnızca şirketler hukukuna ilişkin bir karar nisabı sorunu olarak değerlendirmemiş olmasıdır.

Mahkeme, itiraz konusu kuralları Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğü ile 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde incelemiştir.

AYM öncelikle önemli bir ayrım yapmıştır: Teşebbüs özgürlüğünün devlete yüklediği pozitif yükümlülük, kanun koyucunun şirket ortaklarına mutlaka şirketi sona erdirmeden diğer ortağı ortaklıktan çıkarma imkânı tanımasını gerektirmemektedir. Ortaklık ilişkisinin hangi yöntemlerle sona erdirileceğinin belirlenmesi konusunda kanun koyucunun belirli bir takdir alanı bulunmaktadır.

Ancak kanun koyucu bir kez şirketin devamlılığını korumak amacıyla haklı sebeple ortaklıktan çıkarma mekanizmasını oluşturmuşsa, bu mekanizmanın belirli şirket yapıları bakımından fiilen erişilemez hâle gelmesi anayasal denetimin konusu olabilecektir.

AYM bu noktada çıkarma kurumunun işlevine özel önem vermiştir. Mahkemeye göre haklı sebeple ortaklıktan çıkarma, yalnızca iki ortak arasındaki kişisel uyuşmazlığı sona erdiren bir araç değildir. Bu mekanizma aynı zamanda şirketin hukuki varlığının sona ermesini önlemekte, ortaklık içindeki iş birliğini bozan durumun ortadan kaldırılmasını sağlamakta ve şirketin ticari faaliyetlerini sürdürmesine hizmet etmektedir.

Bu nedenle AYM, kanun koyucunun şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlamak amacıyla oluşturduğu çıkarma mekanizması çerçevesinde talepte bulunabilme imkânını teşebbüs özgürlüğünün koruma alanı içinde değerlendirmiştir.

Fesih Davası Neden Yeterli Bir Alternatif Olarak Görülmedi?

Kararın bir diğer önemli boyutu, TTK m. 636/3 kapsamında düzenlenen haklı sebeple fesih davasının çıkarma mekanizmasına etkili bir alternatif oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

TTK m. 636/3 uyarınca haklı sebeplerin varlığı hâlinde her ortak şirketin feshini mahkemeden talep edebilir. Mahkeme ise fesih yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya somut olaya uygun başka bir çözüme hükmedebilir.

AYM, bu mekanizmayı iki ortaklı limited şirketlerde yaşanan sorunu gidermek bakımından yeterli görmemiştir.

Zira fesih davası, şirketin faaliyetlerini engellediği ileri sürülen ortağın doğrudan şirketten çıkarılması sonucunu güvence altına almamaktadır. Aksine, mahkemenin takdirine bağlı olarak fesih talebinde bulunan ortağın şirketten ayrılması sonucunu da doğurabilmektedir.

Bu nedenle AYM’ye göre, şirketin devamını engellediği ileri sürülen ortağın çıkarılmasına yönelik hukuki mekanizma ile şirketin sona erdirilmesinin talep edildiği fesih davası aynı korumayı sağlamamaktadır.

İptal Kararının Dayanağı: Etkili Bir Hukuki Mekanizmanın Bulunmaması

AYM sonuç olarak, iki ortaklı limited şirketlerde şirketin faaliyetlerinin devamını engelleyen ortağın şirketten çıkarılması amacıyla diğer ortağa doğrudan veya işleyebilir bir genel kurul mekanizması vasıtasıyla talepte bulunma imkânı sağlanmamasını anayasal açıdan sorunlu bulmuştur.

Mahkemeye göre bu durum, iki ortaklı limited şirketleri, devletin teşebbüs özgürlüğünü korumaya yönelik pozitif yükümlülüğü kapsamında oluşturduğu çıkarma mekanizmasının fiilen dışında bırakmaktadır.

Bu nedenle TTK m. 616/1-h ile TTK m. 621/1-h’deki ilgili düzenleme, yalnızca iki ortaklı limited şirketler yönünden, Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı ve 48. maddesinde düzenlenen teşebbüs özgürlüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Karşı Oyların Yaklaşımı: Kanun Koyucunun Takdir Yetkisi ve Menfaat Dengesi

Karar oyçokluğuyla alınmış olup karşı oy gerekçeleri de tartışmanın diğer yönünü ortaya koyması bakımından önemlidir.

Karşı oy görüşlerinde öncelikle, şirket türlerinin farklı hukuki ve ekonomik özelliklere sahip olduğu ve ortaklıktan çıkarılma rejiminin de bu farklılıklar dikkate alınarak düzenlenebileceği vurgulanmıştır.

Karşı oy gerekçelerinde ayrıca teşebbüs özgürlüğünün sözleşme özgürlüğüyle birlikte ele alınması gerektiği; tacirlerin faaliyet gösterecekleri şirket türünü ve bu şirket türünün hukuki sonuçlarını öngörerek hareket etmelerinin beklendiği ifade edilmiştir.

Bunun yanında, çıkarılan ortağa esas sermaye payının gerçek değerine uygun ayrılma akçesi ödenmesinin şirket malvarlığı ve dolayısıyla şirket alacaklıları üzerinde yaratabileceği etkiler de dikkate alınmış; ortaklıktan çıkarma kurumunun yalnızca ortaklar arasındaki menfaat ilişkisi üzerinden değerlendirilemeyeceği savunulmuştur.

Bu yönüyle karşı oylar, çoğunluğun şirketin devamlılığı ve etkili hukuki koruma eksenindeki yaklaşımına karşılık; kanun koyucunun şirketler hukukundaki takdir alanı, sermayenin korunması, sözleşme özgürlüğü ve üçüncü kişilerin menfaatleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Kararın Uygulamaya Etkisi

AYM’nin kararı, özellikle eşit paylı iki ortaklı limited şirketlerde uzun süredir karşılaşılan ortaklık kilitlenmesi bakımından önemli bir dönüm noktasıdır.

Bununla birlikte kararın kapsamının doğru belirlenmesi gerekir.

AYM, TTK’daki ortaklıktan çıkarma rejimini bütünüyle iptal etmemiş; TTK m. 616/1-h ile m. 621/1-h’deki ilgili düzenlemeleri yalnızca iki ortaklı limited şirketler yönünden Anayasa’ya aykırı bulmuştur. Dolayısıyla çok ortaklı limited şirketler bakımından kanunda öngörülen genel kurul kararı ve nitelikli çoğunluk sistemi varlığını sürdürmektedir.

Diğer taraftan iptal kararı, iki ortaklı limited şirketlerde bundan sonraki çıkarma davalarının bütün usul ve esaslarını ayrıntılı biçimde belirleyen yeni bir rejim de oluşturmamaktadır.

Özellikle şirket iradesinin ne şekilde ortaya konulacağı, kimin ve hangi sıfatla mahkemeye başvurabileceği, çıkarılması istenen ortağın karar alma sürecindeki konumu ve iptal kararının mevcut uyuşmazlıklara yansıması gibi meselelerin uygulamada kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlarla somutlaşması beklenmektedir.

Bu bakımdan karar, bir yandan iki ortaklı limited şirketlerde çıkarma mekanizmasını fiilen işlevsiz hâle getiren anayasal sorunu ortadan kaldırırken, diğer yandan kanun koyucu ve uygulama bakımından doldurulması gereken yeni bir hukuki alan ortaya çıkarmaktadır.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/128, K.2025/273 sayılı kararı, iki ortaklı limited şirketlerde ortaklar arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde şirketin devamlılığı ilkesini öne çıkaran önemli bir anayasal müdahale niteliğindedir.

Kararın esas önemi, ortaklıktan çıkarma kurumunu yalnızca şirket içi bir yaptırım veya ortaklar arasındaki özel hukuk ilişkisine ilişkin bir araç olarak değerlendirmemesinden kaynaklanmaktadır. AYM, kanun koyucu tarafından şirketin hukuki ve ekonomik varlığının devamını sağlamak amacıyla oluşturulan bir hukuki mekanizmanın, belirli bir şirket yapısı bakımından fiilen kullanılamaz hâle gelmesini teşebbüs özgürlüğü ve etkili başvuru hakkı çerçevesinde ele almıştır.

Bu yaklaşım, özellikle iki ortaklı şirketlerde ortaya çıkan karar alma kilitlenmelerinin değerlendirilmesinde şirketin sona erdirilmesini son çare olarak gören ve mümkün olduğu ölçüde ekonomik bütünlüğün korunmasını önceleyen bir anlayışa işaret etmektedir.

Bununla birlikte iptal kararının, iki ortaklı limited şirketlerde her ortağa diğer ortağı doğrudan şirketten çıkarma yetkisi tanıdığı şeklinde yorumlanmaması gerekir. Bir ortağın şirketten çıkarılması bakımından haklı sebebin varlığı ve bunun mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekliliği devam etmektedir.

Kararın asıl sonucu, bu yargısal değerlendirmenin önüne geçen ve iki ortaklı şirketlerde çıkarma mekanizmasını fiilen erişilemez hâle getiren normatif yapının Anayasa’ya aykırı olduğunun tespit edilmiş olmasıdır.

Bu nedenle kararın uygulamadaki gerçek kapsamı; iki ortaklı limited şirketlerde açılacak yeni davalarda geliştirilecek yargısal içtihatlar ve konunun kanun koyucu tarafından yeniden düzenlenip düzenlenmeyeceği doğrultusunda daha belirgin hâle gelecektir.